kovadaki balıklar gibi.
yenilmeyi bekliyor.
duvarları dört bile değil.
tek gözüyle havaya son kez bakıyor.
belki bir bulut yakalar da bi şekle benzetir hep yaptığı gibi.
yanındakiler tek tek canını verdi ve karıştı rüzgara.
o da yattı orada onlardan azıcık daha.

kovadaki balıklar gibi.

yenilmeyi bekliyor.

duvarları dört bile değil.

tek gözüyle havaya son kez bakıyor.

belki bir bulut yakalar da bi şekle benzetir hep yaptığı gibi.

yanındakiler tek tek canını verdi ve karıştı rüzgara.

o da yattı orada onlardan azıcık daha.

biri beni tanıdı.
ben onu tanıdım.
o birini tanıdı, biri başka birini.
öteki karşılaştı bi gün benimle. tanıştık biz de o güzel günde.
gördü öbürü bir başkasını. ve başkası başkasını.
aslında ilk tanımadığım ve tanıştığım, baktım ki tanımış başkasının tanıştığı bir başkasını.
derken, diğeri de bir diğerini..

biri beni tanıdı.

ben onu tanıdım.

o birini tanıdı, biri başka birini.

öteki karşılaştı bi gün benimle. tanıştık biz de o güzel günde.

gördü öbürü bir başkasını. ve başkası başkasını.

aslında ilk tanımadığım ve tanıştığım, baktım ki tanımış başkasının tanıştığı bir başkasını.

derken, diğeri de bir diğerini..

nasıl olur iki kardeş birbirinden bu kadar farklı? 

a painted man in the woods.
kind of lonely, feeling no good.
soon with raindrops on his cheek,
sinks in to the deep.

a painted man in the woods.

kind of lonely, feeling no good.

soon with raindrops on his cheek,

sinks in to the deep.

büyü sende böyle. sar, kuvvetli kollarınla, aklınla, becerinle, değerinle, varlığınla, ufkunla, içtenliğinle, duyguların ve düşüncelerinle, azminle, her nefes alışınla. 
Out Here. In There. - Bugge Wesseltoft & Sidsel Endersen

büyü sende böyle. sar, kuvvetli kollarınla, aklınla, becerinle, değerinle, varlığınla, ufkunla, içtenliğinle, duyguların ve düşüncelerinle, azminle, her nefes alışınla. 

Out Here. In There. - Bugge Wesseltoft & Sidsel Endersen

bunlar benim için yaz dalları. saatlerce altında yatıp kıyıya vuran dalga seslerini dinleyebilirim. o en sıcak öğlen güneşinin hafiflediği, akşam üstü vaktinde, az sonra tavşan kanı çayımı yudumlayacağım. güneş gözüme girecek, ben onu bekliyorum. sonra dağların arkasından yavaşça kaybolup gidecek, başka sahillerde, yaz dalları altında oturanları ısıtmaya.. belki günün son yüzüşü için bi kez daha harekete geçip, yumuşak dalgalara bırakacağım kendimi. sahildeki restoranlarda çalışanlar harıl harıl birer karınca misali, masalarını kumlara taşımaya başlıyor. bembeyaz tertemiz örtüler serilecek ve karanlıkta belirecek olan ateş böceklerini beklemeye koyulacaklar. çeşit çeşit mezeler çıkacak ortaya. ve sonrasında mangaldan gelen balıklar. içecek bol; rakı, şarap, su, cola, soda, ne istersen seç. afiyetle yenecek lezziz yemeklerden sonra çok yorgunluk olacağı için, birer yorgunluk kahvesi. belki yanında helva, şekerpare, meyve… 
günün geceye döndüğü anda, üşüme değil ama hafif bir ürpertiyle, bütün gün ısınmış kumla karışık çakıl taşlarına ayak basıyorum. sulardayken yerden kesilen ayaklarım, bir an karada olmanın şaşkınlığını yaşıyor. yaz dalları akşam rüzgarıyla dans etmeye başlıyor…

bunlar benim için yaz dalları. saatlerce altında yatıp kıyıya vuran dalga seslerini dinleyebilirim. o en sıcak öğlen güneşinin hafiflediği, akşam üstü vaktinde, az sonra tavşan kanı çayımı yudumlayacağım. güneş gözüme girecek, ben onu bekliyorum. sonra dağların arkasından yavaşça kaybolup gidecek, başka sahillerde, yaz dalları altında oturanları ısıtmaya.. belki günün son yüzüşü için bi kez daha harekete geçip, yumuşak dalgalara bırakacağım kendimi. sahildeki restoranlarda çalışanlar harıl harıl birer karınca misali, masalarını kumlara taşımaya başlıyor. bembeyaz tertemiz örtüler serilecek ve karanlıkta belirecek olan ateş böceklerini beklemeye koyulacaklar. çeşit çeşit mezeler çıkacak ortaya. ve sonrasında mangaldan gelen balıklar. içecek bol; rakı, şarap, su, cola, soda, ne istersen seç. afiyetle yenecek lezziz yemeklerden sonra çok yorgunluk olacağı için, birer yorgunluk kahvesi. belki yanında helva, şekerpare, meyve… 

günün geceye döndüğü anda, üşüme değil ama hafif bir ürpertiyle, bütün gün ısınmış kumla karışık çakıl taşlarına ayak basıyorum. sulardayken yerden kesilen ayaklarım, bir an karada olmanın şaşkınlığını yaşıyor. yaz dalları akşam rüzgarıyla dans etmeye başlıyor…

saints in trees, what do you see?
do you think it will ever cease?

saints in trees, what do you see?

do you think it will ever cease?

!
bknz. Rene Magritte - Perspicacity

!

bknz. Rene Magritte - Perspicacity

risk almak genelde çok istenmeyen bişey.. şimdi ne gerek var, herşeyim yerinde, bi sistemim var ilerliyor öyle veya böyle, bir sabah oluyor bir akşam, yeni bi gün bitiyor ve ertesi gün yeniden başlıyor… herhangi bir alanda risk almaktan söz ediyorum. yapmayı hiç düşünmeyeceğin bişeyden.. veya alışılagelmişinin dışına çıkmaktan.. risklerin seni daha ileriye götüreceğine inanıyorum. çekinmek veya emin olmadan ilerlemek, kendine güvenmemek, standartlara alışmak, veya belkide sürü psikolojisine kapılmak, olduğun yerde durmak, sadece var olanla yetinmek daha doğrusu hep “ortalama” hareket etmek, okullarda öğretmenlerin kullanmayı çok sevdiği cümle “daha iyisini yapabilir ama hep geçecek kadar çalışıyor” cümlesiyle yaşamak, yenilikleri denememek, hep aynı yemekleri yemek, rutine bağlanmak, sanki etrafında bir çerçeve varmış gibi davranmak; aslında bir nevi kolaya kaçmak olabilir mi?
elbette riskleri abartıp hiç olmayacak bişeyi yapmaktan bahsetmiyorum, ama insanın kendi yaşantısına göre, sınırlarını birazcık daha zorlayabilecek veya biraz daha esnek davranabileceği anlar oluyordur. işte o anları iyi değerlendirmeli bence.
hiç bi güvenliği olmadan, koskoca bir reklam tabelasına tırmanıp poster asmak için çalışmayı göze almış abiler varsa, düşün’sen’ neler yaparsın!

risk almak genelde çok istenmeyen bişey.. şimdi ne gerek var, herşeyim yerinde, bi sistemim var ilerliyor öyle veya böyle, bir sabah oluyor bir akşam, yeni bi gün bitiyor ve ertesi gün yeniden başlıyor… herhangi bir alanda risk almaktan söz ediyorum. yapmayı hiç düşünmeyeceğin bişeyden.. veya alışılagelmişinin dışına çıkmaktan.. risklerin seni daha ileriye götüreceğine inanıyorum. çekinmek veya emin olmadan ilerlemek, kendine güvenmemek, standartlara alışmak, veya belkide sürü psikolojisine kapılmak, olduğun yerde durmak, sadece var olanla yetinmek daha doğrusu hep “ortalama” hareket etmek, okullarda öğretmenlerin kullanmayı çok sevdiği cümle “daha iyisini yapabilir ama hep geçecek kadar çalışıyor” cümlesiyle yaşamak, yenilikleri denememek, hep aynı yemekleri yemek, rutine bağlanmak, sanki etrafında bir çerçeve varmış gibi davranmak; aslında bir nevi kolaya kaçmak olabilir mi?

elbette riskleri abartıp hiç olmayacak bişeyi yapmaktan bahsetmiyorum, ama insanın kendi yaşantısına göre, sınırlarını birazcık daha zorlayabilecek veya biraz daha esnek davranabileceği anlar oluyordur. işte o anları iyi değerlendirmeli bence.

hiç bi güvenliği olmadan, koskoca bir reklam tabelasına tırmanıp poster asmak için çalışmayı göze almış abiler varsa, düşün’sen’ neler yaparsın!

bi yerdesin ama nerdesin?
Lars Danielsson - Day One

bi yerdesin ama nerdesin?

Lars Danielsson - Day One