biri beni tanıdı.
ben onu tanıdım.
o birini tanıdı, biri başka birini.
öteki karşılaştı bi gün benimle. tanıştık biz de o güzel günde.
gördü öbürü bir başkasını. ve başkası başkasını.
aslında ilk tanımadığım ve tanıştığım, baktım ki tanımış başkasının tanıştığı bir başkasını.
derken, diğeri de bir diğerini..
nasıl olur iki kardeş birbirinden bu kadar farklı?
bunlar benim için yaz dalları. saatlerce altında yatıp kıyıya vuran dalga seslerini dinleyebilirim. o en sıcak öğlen güneşinin hafiflediği, akşam üstü vaktinde, az sonra tavşan kanı çayımı yudumlayacağım. güneş gözüme girecek, ben onu bekliyorum. sonra dağların arkasından yavaşça kaybolup gidecek, başka sahillerde, yaz dalları altında oturanları ısıtmaya.. belki günün son yüzüşü için bi kez daha harekete geçip, yumuşak dalgalara bırakacağım kendimi. sahildeki restoranlarda çalışanlar harıl harıl birer karınca misali, masalarını kumlara taşımaya başlıyor. bembeyaz tertemiz örtüler serilecek ve karanlıkta belirecek olan ateş böceklerini beklemeye koyulacaklar. çeşit çeşit mezeler çıkacak ortaya. ve sonrasında mangaldan gelen balıklar. içecek bol; rakı, şarap, su, cola, soda, ne istersen seç. afiyetle yenecek lezziz yemeklerden sonra çok yorgunluk olacağı için, birer yorgunluk kahvesi. belki yanında helva, şekerpare, meyve…
günün geceye döndüğü anda, üşüme değil ama hafif bir ürpertiyle, bütün gün ısınmış kumla karışık çakıl taşlarına ayak basıyorum. sulardayken yerden kesilen ayaklarım, bir an karada olmanın şaşkınlığını yaşıyor. yaz dalları akşam rüzgarıyla dans etmeye başlıyor…
risk almak genelde çok istenmeyen bişey.. şimdi ne gerek var, herşeyim yerinde, bi sistemim var ilerliyor öyle veya böyle, bir sabah oluyor bir akşam, yeni bi gün bitiyor ve ertesi gün yeniden başlıyor… herhangi bir alanda risk almaktan söz ediyorum. yapmayı hiç düşünmeyeceğin bişeyden.. veya alışılagelmişinin dışına çıkmaktan.. risklerin seni daha ileriye götüreceğine inanıyorum. çekinmek veya emin olmadan ilerlemek, kendine güvenmemek, standartlara alışmak, veya belkide sürü psikolojisine kapılmak, olduğun yerde durmak, sadece var olanla yetinmek daha doğrusu hep “ortalama” hareket etmek, okullarda öğretmenlerin kullanmayı çok sevdiği cümle “daha iyisini yapabilir ama hep geçecek kadar çalışıyor” cümlesiyle yaşamak, yenilikleri denememek, hep aynı yemekleri yemek, rutine bağlanmak, sanki etrafında bir çerçeve varmış gibi davranmak; aslında bir nevi kolaya kaçmak olabilir mi?
elbette riskleri abartıp hiç olmayacak bişeyi yapmaktan bahsetmiyorum, ama insanın kendi yaşantısına göre, sınırlarını birazcık daha zorlayabilecek veya biraz daha esnek davranabileceği anlar oluyordur. işte o anları iyi değerlendirmeli bence.
hiç bi güvenliği olmadan, koskoca bir reklam tabelasına tırmanıp poster asmak için çalışmayı göze almış abiler varsa, düşün’sen’ neler yaparsın!





